<h3><span><strong>Zarafetin dayanılmaz gücü</strong></span></h3> <div><strong>Zarafet</strong> kendini savunmaz.</div> <div>Çünkü <strong>savunulacak</strong> bir alan açmaz; zaten <strong>işgal</strong> etmez. Bir odaya girdiğinde sesini yükseltmez, yer kaplamaz, iddia koymaz. Ve fakat o odaya girdiği anda, fark edilmeden bir şey değişir. İnsanlar omuzlarını indirir, kelimelerini seçer, seslerini ayarlar. <strong>Zarafet</strong> tam olarak budur: Bir <strong>varoluşun</strong>, hiçbir şey talep etmeden çevresini eğitmesi.</div> <div><strong>Zarafet</strong> kırılgandır denir; oysa kırılgan değildir, incinebilirdir.</div> <div>Bu ikisi sıklıkla karıştırılır. İncinebilir olmak <strong>zayıflık</strong> değildir; <strong>temas</strong> kurabilme yeteneğidir. <strong>Zarif</strong> insanın canı yanabilir ama can yakmaz. Çünkü o, dünyanın hoyratlığına benzememeyi seçer. Ne var ki tam da bu yüzden yanlış anlaşılır. <strong>Güç</strong>, çoğu zaman sertlikle karıştırılırken; <strong>zarafet</strong>, gücün en sessiz ve en rahatsız edici biçimi olarak ortada kalır.</div> <div><strong>Bilgelik</strong>, zarafete sonradan eklenen bir süs değildir.</div> <div><strong>Zarafet</strong> zaten bilgelikle başlar. Ne zaman <strong>susacağını</strong> ne zaman <strong>konuşacağını</strong>, neyi <strong>büyütüp</strong> neyi <strong>küçülteceğini</strong> bilir. Bu yüzden sınır, <strong>zarif</strong> insanda <strong>yüksek</strong> <strong>sesle</strong> çizilmez. Aksine, <strong>geri</strong> <strong>çekilerek</strong> belirir. Zarif insanın “<strong>hayır</strong>”ı bağırmaz ama kesinleşmiştir. Ve bu kesinlik, çoğu zaman en sert <strong>duvardan</strong> daha sağlamdır.</div> <div><strong>Zarafeti</strong> soyadıyla, parayla, kalabalıklarla karıştırırlar.</div> <div>Oysa <strong>kalabalıklar</strong> zarafeti taşıyamaz; ancak <strong>taklit</strong> edebilir. Zarafet miras kalmaz, satın alınmaz, çoğaltılamaz. Uzun suskunluklardan, içe atılmış cümlelerden, başkasını incitmemek için defalarca <strong>geri</strong> <strong>durmaktan</strong> doğar. Belki de bu yüzden nadirdir. Ve <strong>nadir</strong> olan her şey gibi, kolayca harcanır.</div> <div><strong>Dünya</strong>, zarafeti sever gibi yapar ama ona uzun süre dayanamaz.</div> <div>Çünkü zarafet <strong>dünyanın</strong> <strong>hızını</strong> düşürür. Onu <strong>kendine</strong> <strong>bakmaya</strong> zorlar. <strong>Kaba</strong> olanın kabalığını, acele edenin aceleciliğini görünür kılar. İşte tam da bu nedenle <strong>zarif</strong> insana “<strong>fazla</strong>” denir. Fazla <strong>hassas</strong>, fazla <strong>ince</strong>, fazla <strong>politik</strong>… Oysa fazla olan <strong>zarafet</strong> değil; dünyanın sabırsızlığıdır.</div> <div><strong>Zarif</strong> insan kendini korumaya aldığında zarafet <strong>kaybolur</strong> sanılır.</div> <div>Bu bir yanılgıdır. <strong>Zarafet</strong> sertleşerek değil, <strong>yer</strong> <strong>değiştirerek</strong> korunur. Kabuk bağlamaz; geri çekilir. Çünkü zarafet, bulunduğu <strong>mekânla</strong> değil, olduğu <strong>hâlle</strong> yaşar. Nereye giderse gitsin, kendisiyle birlikte o <strong>sessiz</strong> <strong>düzeni</strong> de taşır.</div> <div></div> <div>Ve şimdi dünyaya soralım:</div> <div><strong>Kırmadan</strong> var olabilen, <strong>bağırmadan</strong> direnen, <strong>incinebilir</strong> olduğu hâlde <strong>yıkılmayan</strong> bir güce neden bu kadar tahammülsüzüz; yoksa bizi asıl <strong>huzursuz</strong> eden, zarafetin bizden hiçbir şey <strong>istemeden</strong> bizi <strong>değiştirmesi</strong> mi?</div> <div>.</div> <div><strong>Arzu Leyal, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div>