<h3><span><strong>Kokusu kalan zam’an’</strong></span></h3> <div>Uzun bir zamanı geride bırakmıştı…</div> <div>Ya da zaman mı onu geride bırakmıştı!</div> <div>Zamanda kalan her şey, bıraktıklarının ağırlığıyla eskimişti.</div> <div>Sırtına çöken o tanıdık öksüzlükle elini cebine attı; avucunda soğuk anahtarlar vardı.</div> <div>Bir an kapıyı açmaya tereddüt etti.</div> <div>Gücü tükenmişti; duvara yaslandı, ayakta kalmaya çalıştı.</div> <div>Midesinden boğazına tırmanan, sırtına çöken, göğsüne bir bıçak gibi saplanan o derin acı, bedenini değil, iradesini esir alıyordu.</div> <div>Kapıyı açtığı an, sığındığı andı; aynı zamanda sınandığı.</div> <div>Tutabilse eteklerine sarılacaktı belki, belki de göğsünden silkeleyip fırlatacaktı onu.</div> <div>Uzun ayrılığın kayıpları, hislerini lime lime etmişti.</div> <div>Geriye ne nefret kalmıştı ne öfke; yalnızca ölü bir tat…</div> <div>Zaman, damla damla akmış ne bir göl olmuştu ne de güller açmıştı bahçesinde.</div> <div>Kapıya sarılmak istedi.</div> <div>Yaslandı, kokladı.</div> <div>Anahtarı ağır ağır çevirdi.</div> <div>Evin yüreğinde tüten o tanıdık kokuyu içine çeke çeke, sessizce içeri süzüldü.</div> <div>Kapıyı kapattı, sırtını yasladı.</div> <div>Artık her yere bakabiliyordu.</div> <div>Hiçbir şey değişmemişti; bu, en çok canını acıtandı.</div> <div>Otuz beş yıllık bir ayrılık mıydı bu, yoksa hiç ayrılamadıkları mıydı onu ezen!..</div> <div>Her şey…</div> <div>Herkes…</div> <div>Her nesne, her koku, her tat hatıranın bir yerinden kanatıyordu.</div> <div>Acı, gözlerinde kan çanağıydı; huzur, ağzında bastırılmış bir sevinç çığlığı.</div> <div>Çocuklar…</div> <div>Gülme krizlerinden soğuyan, kerpiçe çarpan ayaklarıyla buz gibi gecelere uyanan çocuklar…</div> <div>Dışarıda karakış, baykuşla zoraki bir yarenlik içindeydi.</div> <div>Asıl uğursuzluk, insan suretindeki çirkinlikti.</div> <div>Örümcek bağlamış kalpler, kibir kokan nefeslerde buhar olup dağılıyordu.</div> <div>Kendini var sayanların insan formatındaki suretlerinin gölgesinde gölgeler küçülüyor, iblis adımlar, Kaf Dağı’ndan aşağı savruluyordu.</div> <div>O mimikler…</div> <div>O dil…</div> <div>O bakışlardaki nursuzluk…</div> <div>Kült bir ruhtan yayılan cehennem kokusu, bir yangın gibi değil; alışılmış bir sıcaklık gibi yayılıyordu.</div> <div>Gri, artık yalnızca bir renk değil de itaatin tonuydu.</div> <div>Kalabalık ona bakmıyor, ona dönüşüyordu.</div> <div>Tanrılığını ilan etmesine gerek yoktu.</div> <div>İtaat, zaten her sahte tanrının ilk mucizesidir.</div> <div>Peki ne temizleyebilirdi bu kiri?</div> <div>Ateş mi?</div> <div>Ateş zaten onun diliydi.</div> <div>Su mu?</div> <div>Su, çoktan korkuya karışmıştı.</div> <div>Kurban mı?</div> <div>İsmail hâlâ bıçağın gölgesindeydi ve baba, bıçağı indirmemişti; sadece adını değiştirmişti.</div> <div>Zerdüşt’ün ateşi sönmemişti belki ama ışığı duvarlara çarpıp geri dönüyordu.</div> <div>Acı, kan revan içinde şakaklarından inerken çözülen beden değil, bilinçti.</div> <div>Gözlerini açtı.</div> <div>Hiçbir şey olmadı.</div> <div>Ne bir aydınlanma ne bir kaçış.</div> <div>Ev yerindeydi.</div> <div>Duvarlar suskundu.</div> <div>Koku hâlâ aynıydı.</div> <div>Anahtar, hâlâ avucundaydı.</div> <div>Zaman geçmemişti.</div> <div>Geçen yalnızca kendisiydi. </div> <div>Rüya değildi.</div> <div>Olmasını istediği tek şey buydu.</div> <div>Ne hasret ne yalnızlık dürtüsü şimdi…</div> <div>Acı, nefes nefes yol olup, boğaza düğümlenendi.</div> <div>Kahin ne bilsin, alim ne bilsin.</div> <div>Birikmiş zaman dolusu…</div> <div>Yol yorgunluğu ile yol dönüşü aynı olana baktıkça, zamana ne bir not ne başka bir şey düş-ür-mek değildi aslolan.</div> <div>Ne olağanüstü bir emare ne derin hayallerle süren ileri-geri yolculukla, hiçbir şeyin oluruna varmadığı zannı da sırf bugüne has değildi.</div> <div>Ev de değil evde de değildi sır!</div> <div>Yol da yolculuk da yürekle; gidiş-dönüşler de o yürekle.</div> <div>Esas hanesi de insanın yürek hanesi.</div> <div>Kilit…</div> <div>Anahtar…</div> <div>Kapı…</div> <div>Yağmur sesi bir de…</div> <div>Ne zaman var artık ne mekân; ne olduysa bir ‘an’da.</div> <div>Hanende isen nazende sen sazende sen.</div> <div>.</div> <div><strong>Yunus Fırat - Elif Rana, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div> <div></div>